Niye mi son ?
Zaten pek fazla ilgilenemiyordum klasik yalanı. Yazasım vardı ama cesaret bulamıyordum. Türkçem çok zayıfladı. Konular çok birikti. Acaba podcast mi yapayim diyorum ? Eğer yazarsam bundan sonra cyrptolu linklerle beraber yazacağım.
Yılda 1 kere post giriyorum içimi de pek dökmüyorum. Takip eden bakan beni tanıyan kişiler zaten baksa da bakmasa da bir şey değiştirmiyor. O sebeptenden ötürü blog yayınlarını durduruyorum. Belki bir gün bir şey değişir de tekrar yazma şevki gelir.
Bu yokluk süremde
2 iş değişikliği
4 ay psikolojik bunalım yaşadım. Güzel çöktüm güzel kalktım. Kalkabildim... Kalkamasaydım hayatım belki bambaşka yerlere giderdi. Halen de gidesi var... Yok değil.. Başka bir zamanda başka bir gezegende başka bir websitesinde düzene oturtabilirsem yazacağım. Ama aklımda podcast yapmak var. Daha rahat oluyorum..
Zaman daralıyor, günler geçiyor ve benim ilerlemem yavaşlıyor. Rahat bir şekilde hayal kuramamaya başladım. Gelecek planı yapamıyorum. Plan hayaliyle tutunamıyorum. Amaçlarım yok gibi. Minik amaçlar koyup ilerleyeyim diyorum ulaşınca tüm hevesim bitiyor. Büyük amaçlarım ise yok maalesef. Bir de sanırım vazgeçmeyi öğrendim. Tertemiz mis gibi geliyor bana. Belki kabuğa çekildiğimden ötürü geçici bir izdir kendileri.
Hani kitap yazıyordun göko ? Bıraktın 30. sayfalarında.. Hayat denizinde balık tutmak ha ? Olum güzel başlık yapmışsın da içeriği dolduramadın :) daha bu blog a yazını yazmıyorsun onu nasıl dolduracaksın ? Peki ya konuların ? Sen yazarken kimse yazmıyordu lakin şu an herkes yazıyor oldun ? Anca tatmin olursun bu saatten sonra. Podcast daha ağır basıyor değil mi ? Peki mikrofon ? e-5 in kenarında oturduğundan ötürü yapacağın ses yalıtımı ? Hiç başlamamak daha mı iyi bilinmez
Kafamda bu sorular dönüyor. Bir şeye başlamak istiyorum ama o adımı atamamaya başladım. Biraz da kilo aldım. Eski diyetler yok artık.
Neyse kib aeo dönene kadar sağ kalıcakla !
Tuesday, August 21, 2018
Tuesday, June 20, 2017
İçerlenmiş Gibisin
Aslında, demicektim de diyiyim hadi. Içerlenmekten çok daha başka bir konuya değineceğim. Aile baskısının çeşitliliğinden.
Öncelikle her çocuk, uzun yıllar boyunca psikolojik olarak baskıya maruz kalmış, çoğu yetisini ve duyusunu kaybetmiştir. Hatta bir çoğu halen baskıyı yaşamaktadır. Çocuk kelimesi bu paragrafa özel da 27 yaş olarak kullanılmıştır. Ötesi zaten eşek heriftir.
Eyyy aileler sen kimsin ya ? Yıllarca keyfiniz için ket vurduğunuz davranışlar varya onlar üniversite ve iş hayatında bize zorluktan kurtaracak olan davranışlardı. Bu yetilerimizi kaybettirdiğiniz için teşekkür ediyor ve neler olduğundan bahsediyorum.
Hazir cevap olma !
Bir olay yaşanmıştır. Suçlusunuz ! Ama size göre bir bahanesi illaki vardır. Uçan kuşa bile bok atabilirsiniz. Çünkü çocuksunuz. Siz kafanızda bahanenizi kurmaya başlarsınız. Hayallere dalıp beyinde senaryolar üretmeye başlarsınız. Ve vaktiniz gittikçe azalmaktadır. En mantıklı ve doğru bahaneyi bulmanız için beyin nöronlarınız deli gibi çalışır. En dip kuyulara inilir ve sebep-sonuç ilişkisi kendi içinde savaş verir. En sonunda bahaneniz hazırdır.
İşlenilen suç vazo kırma!
Aile gelir ve kızarak sorar. NEDEN KIRDIN VAZOYU !!
Bir soru sorulduğu için size cevap hakkı doğar. Işte o anda soru biter bitmez cevabı yapıştırırsınız;
Vazo zaten sağlam değildi benim de ayağım...
Derken
SUS ! HAZIR CEVAP VERME !
Hmm..
Yani çocuk beynini boşuna çalıştırıp bir dizi kendisine göre mantıklı süzgeçlerden geçirip en makul cevabı bulduğu için azar işitti. Bravo :) O zaman niye soruyorsun ? O zaman bu cocuk neden beynini kullandı ? Kullanmasına gerek yokmuş ?
Ve böylece çalışan mis gibi beyinler hop yok olur.
İş hayatınızda hep hazır cevap vermek zorundasınızdır. Nadir bir şekilde farklı sorunlar ortaya çıkar. Onları da deneyimleyerek sıyrılmaya çalışılmalıdır. Çünkü müşteri bir soru sormadan önce ne soracağını az çok bilmeli ve konuya hakim olmalısınızdır.
Pekala... aile bu yetinin gelişmesini sizde engelledi biraz önce. Ve bunu yaklaşık 20 yıl boyunca devam ettirdi. Sonucu ise ailenin kişisel tatmini yüzünden iş hayatında başarısızlık !! Haha böyle tam gaz devam edin. Her şey sadece parasını verip okutmak değildir. Hayatta karşısına çıkacak şeyleri şimdiden öğretmektir. Yalan konusuna da gelicem ama sabah işe gitmem lazım...
Öncelikle her çocuk, uzun yıllar boyunca psikolojik olarak baskıya maruz kalmış, çoğu yetisini ve duyusunu kaybetmiştir. Hatta bir çoğu halen baskıyı yaşamaktadır. Çocuk kelimesi bu paragrafa özel da 27 yaş olarak kullanılmıştır. Ötesi zaten eşek heriftir.
Eyyy aileler sen kimsin ya ? Yıllarca keyfiniz için ket vurduğunuz davranışlar varya onlar üniversite ve iş hayatında bize zorluktan kurtaracak olan davranışlardı. Bu yetilerimizi kaybettirdiğiniz için teşekkür ediyor ve neler olduğundan bahsediyorum.
Hazir cevap olma !
Bir olay yaşanmıştır. Suçlusunuz ! Ama size göre bir bahanesi illaki vardır. Uçan kuşa bile bok atabilirsiniz. Çünkü çocuksunuz. Siz kafanızda bahanenizi kurmaya başlarsınız. Hayallere dalıp beyinde senaryolar üretmeye başlarsınız. Ve vaktiniz gittikçe azalmaktadır. En mantıklı ve doğru bahaneyi bulmanız için beyin nöronlarınız deli gibi çalışır. En dip kuyulara inilir ve sebep-sonuç ilişkisi kendi içinde savaş verir. En sonunda bahaneniz hazırdır.
İşlenilen suç vazo kırma!
Aile gelir ve kızarak sorar. NEDEN KIRDIN VAZOYU !!
Bir soru sorulduğu için size cevap hakkı doğar. Işte o anda soru biter bitmez cevabı yapıştırırsınız;
Vazo zaten sağlam değildi benim de ayağım...
Derken
SUS ! HAZIR CEVAP VERME !
Hmm..
Yani çocuk beynini boşuna çalıştırıp bir dizi kendisine göre mantıklı süzgeçlerden geçirip en makul cevabı bulduğu için azar işitti. Bravo :) O zaman niye soruyorsun ? O zaman bu cocuk neden beynini kullandı ? Kullanmasına gerek yokmuş ?
Ve böylece çalışan mis gibi beyinler hop yok olur.
İş hayatınızda hep hazır cevap vermek zorundasınızdır. Nadir bir şekilde farklı sorunlar ortaya çıkar. Onları da deneyimleyerek sıyrılmaya çalışılmalıdır. Çünkü müşteri bir soru sormadan önce ne soracağını az çok bilmeli ve konuya hakim olmalısınızdır.
Pekala... aile bu yetinin gelişmesini sizde engelledi biraz önce. Ve bunu yaklaşık 20 yıl boyunca devam ettirdi. Sonucu ise ailenin kişisel tatmini yüzünden iş hayatında başarısızlık !! Haha böyle tam gaz devam edin. Her şey sadece parasını verip okutmak değildir. Hayatta karşısına çıkacak şeyleri şimdiden öğretmektir. Yalan konusuna da gelicem ama sabah işe gitmem lazım...
Monday, April 17, 2017
Karanlık
Daha önce böyle çok saçma sapan başlık gördüm. Hele görünce okumaya tenezzül bile etmedim. Aha dedim gene birine saçma bir şey oldu o yüzden böyle birşeyler olmuştur der, okumadan geçerdim. Şimdi ben böyle bir başlik atıyorum iyi mi ?
Bir kaç zamandır palyançi gibiyim. Bilmiyorum.
Üstümde bir kabuk var şu an. Ya da nasıl diyim. Bir ağirlık.. bilmiyorum.
Oturdu ve gitmiyor. Belki ?
Acaba sebebi ben miyim ? Çok mu tüketiyorum kendimi etrafa moral vereyim diye ? Kendimi dinlemiyor muyum hiç ? Bilmiyorum..
Keşke bilsem. Ama şu sıralar bilmekte işe yaramıyor. Icraate geçircek havam yok. Belki benim motivasyonum bitmiştir. Olabilir ?
Ben geri çekileceğim biraz. Belki o kabukta daha çok beklemem gerekiyordur kelebek olup özgürlüğüme atılmam icin. Ya da bir şeyler bulabilmek için.
Düşüneli 10 dakika olmadı benim kulaklığım yok amk aylardır. Neden almıyorum ? Arabamdaki aux bozuk. 10 lira lan 10. Niye değiştirmiyorum ? Not defterimde planlarım var. Hiç birini yapmak istemiyorum. Hiç birini.
Çok basit şeyler lakin istek yok bu şişko bedende. Gene mi etrafa çok koşturdum yoksa ? Gene mi yıprattım kendimi ?
Google amcaya bazen hislerimi yazıyorum. Bir allahin kulu da motive edici bir söz paylaşmamış. Etmeyin amk kendinize saklayın.
Karanlığım şu aralar bu. Vaktimimi mi ayarlayamiyorum acaba ?
Soru çok. Yanıtların karşı tezi ağır bastığından beni tatmin etmiyor. O yüzden motivasyon düşüklüğü diyelim. Mutsuzum şu aralar. Tabikide içimde. Belki dışımda da olmalıyım. Bilmiyorum.
Biraz alsın karanlik beni içine. Bakalim ne kdar alacak.. bekliyorum
Bir kaç zamandır palyançi gibiyim. Bilmiyorum.
Üstümde bir kabuk var şu an. Ya da nasıl diyim. Bir ağirlık.. bilmiyorum.
Oturdu ve gitmiyor. Belki ?
Acaba sebebi ben miyim ? Çok mu tüketiyorum kendimi etrafa moral vereyim diye ? Kendimi dinlemiyor muyum hiç ? Bilmiyorum..
Keşke bilsem. Ama şu sıralar bilmekte işe yaramıyor. Icraate geçircek havam yok. Belki benim motivasyonum bitmiştir. Olabilir ?
Ben geri çekileceğim biraz. Belki o kabukta daha çok beklemem gerekiyordur kelebek olup özgürlüğüme atılmam icin. Ya da bir şeyler bulabilmek için.
Düşüneli 10 dakika olmadı benim kulaklığım yok amk aylardır. Neden almıyorum ? Arabamdaki aux bozuk. 10 lira lan 10. Niye değiştirmiyorum ? Not defterimde planlarım var. Hiç birini yapmak istemiyorum. Hiç birini.
Çok basit şeyler lakin istek yok bu şişko bedende. Gene mi etrafa çok koşturdum yoksa ? Gene mi yıprattım kendimi ?
Google amcaya bazen hislerimi yazıyorum. Bir allahin kulu da motive edici bir söz paylaşmamış. Etmeyin amk kendinize saklayın.
Karanlığım şu aralar bu. Vaktimimi mi ayarlayamiyorum acaba ?
Soru çok. Yanıtların karşı tezi ağır bastığından beni tatmin etmiyor. O yüzden motivasyon düşüklüğü diyelim. Mutsuzum şu aralar. Tabikide içimde. Belki dışımda da olmalıyım. Bilmiyorum.
Biraz alsın karanlik beni içine. Bakalim ne kdar alacak.. bekliyorum
Monday, March 27, 2017
Ne kadar kıro olduğumu bilmiyorsun
Değişik bir başlangıç oldu evet aslında kimse bilmiyor.. tabikide benden başka.
Aslında bu yazı kısa olacak çünkü çok fazla bir vaktim yok bir iki laf edip kapatıcam.
Kimse kimsenin ne olduğunu tam olarak bilemez. Yani insanlara boşuna sallamayın. Size gösterdikleri yüzü kadar onların gerçek yüzünü görebilirsiniz. Fazlası yoktur. Olamaz da zaten. Ve size "Abi bu kesin böyle" dedirtiyorsa kesin iyi bir yalancıdır.
Her insanın minik sırları vardır. Bizi biz yapan, karakterimizi oturtan hatta belki gizliden gizliye yansıtan asıl şey bu sırlardır. Büyüklü küçüklü her türlü sır, seni sen yapar ve karakterine şekil verir.
O yüzden hep şüpheciyimdir ama belli etmem.
Ve gine o yüzden.
Ben böyle cool takılabilirim ama ne kadar kro olduğumu bilmiyorsun. Evet evet sen bilmiyorsun. Ve asla bilemiceksin.
Bilmek zorunda misin onu da bilmiyorum. Bence hic bir seye dokunmadan , insanların kendi çizdiği sınırlarinda onlari mutlu edecek şekilde takilmak gerekiyor. Ve kendi mutluluğun için de bu gerekiyor...
Belki bir gün...
Tuesday, February 28, 2017
Yes Mi No Mi?
Millet tutturmuş evet mi hayır mı diye. Boşuz abi hep diyoruz boş milletiz. Dolu adam bunu mu tartışır ? Ciddi ciddi tartışıyor herkes.
Ulan akıl var mantık var aylarca, yıllarca adamlar bu yasaları hazırlıyorlar. Halkın önüne sunuyorlar 2 ayda çöz aklın yatarsa evet ya da hayır bas diyorlar. Halk zaten cahil. Akıyor paçalardan. Onu da geçtim halkın sorununa değineceğim. Konu kaymazsa devam ederim.
Öncelikle halkı incelemek lazım. Sırasıyla gidelim,
Hunlardan başlarsak göçebe yaşıyormuşuz. Dövlet büyüğü saldır derse saldırıyor, git çöm bir yere diyince çömüyormuşuz. Böyleymiş yani. Başındaki ölünce de başganın kardeşlerine dağılıyormuş ülke.
İlk yerleşik hayata UYGURLAR da geçmişiz. Neden mi ? Çünkü çok UYGURLARmış. Gene espiriler akıyor bende. Artık yerleşik hayata geçtiğimize göre level atladık sayılır.
Sonra bunlar Malazgirt'te (1071) de Anadolu'ya atlayınca ''BÖLÜK ÇÖM'' emri geliyor ve oraya çömüm beylik oluşturuyoruz.
Şeyh edebalini rüyalanıyor ve Ertuğrul GAZİ ile kafa kafaya verip al takkeyi ver takkeyi yaparaktan evlendiriyorlar gençleri ve oluyor sana Ottoman Empayır. Sene 1299.
Şimdi 1299 yazalım vikipediye. Türkçe aratırsanız 2 tane olay görürsünüz. O yüzden ingilitçe yazıyoruz. Derken şöyle bir link buluyoruz Üniversitelerin Tarihi . Girin baba adamlar beleş koymuş.
1299 da Osman Bey Bursa Camii civarlarında takılırken adamlar Üniversite kurmuş eğitim veriyorlar. Bizde başörtü yasağının kalkması bile bu üniversitelerin açılmasından yaklaşık 650 sene sonra oldu. Belki 700 dür. O kadar fark varken 50 rakamı ufak kalıyor.
Adamlar 1299 dan beri int kasıyorlar. Beyinleniyorlar. Mantık yürütmeye çalışıyorlar. Bizimkilere baktığımızda ceddin deden deyip 2 ileri 1 geri yürüyorlar. E kardeşim bu böyle olmaz.
Padişahların haremleri, kızları, karıları, zenginlikleri, savaşlarda alınan win ler, söylenmeyen lose lar, derken bizim halkımızın konuşacak trilyon tane konusu oluyor. Kim bir şeyler öğrenmek ister ki ? Bu arada adamlar 1299 da üni açıyor ya hani okuma yazma gerektiriyor bu. 1923 te Türkiye'nin okuma bilmeyen kişi sayısı, tüm ülkeye oranı %90.
Neyse sonra efenim bunlar tarım yaparlar, haşhaş çekerler, kenevir çekerler, zehirli mantar yeyip kendilerine hoca çıkartırlar. Kimileri uçar, kimileri peygamberliğini ilan eder. Kendilerine fetullah, keto , adnan , çeto , memiş isimlerini alıp milleti kandırırlar. Dernek açıp fakire para dağıtıcaz diye bomba alır silah alır 15 temmuzda kafamıza atar. Böyle yani açık net herşey.
Şimdi böyle bir halka sen nasıl anayasayı emanet edebiliyorsun ki ? Ben etmem açık net söyleyeyim. Bu kadar dar kafalı varken, kendi tarihinden ders almayan insan varken nasıl olacak bu iş ?
Gelelim yesçilere ve noculara.
Boş konuşmaktan başka bir şey yapmıyorsunuz. Bu kadar konuşacağınıza bunun yerine bilim konuşun ya. Hayatı sorgulayın. İş hayatınızda nasıl daha fazla faydalı olabileceğinizi tartışın. Akşam ne yemek yapacağınıza karar verin. Bu kadar da düşmeyin ezik olmayın.
Rasyonelizm denilen bir şey var.
Bir şeye karar vermeden önce, ölçüp bakarsın. Gerçi bu bilimle alakalı. Hani beyin istiyor bunu yapmak. Sırasıyla;
- Önce değişecek olan maddeleri belirlersin.
- Eski maddelerin ne anlama geldiğini çözersin
- Yeni gelecek olan maddelere bakarsın
- Eski-Yeni maddeleri kime göre neye göre iyi olacak kötü olacak bunu ölçüp tartarsın.
- Son kez tekrardan hangisi mantıklı geliyor diye düşünürsün.
- Sonra Evet-Hayır verirsin
- Her şey normale döner.
600 yıl boyunca karasaban kullanan millete ne diyebilirsin ki ? Göklerden gelen bir karar var. Açıp okumak yerine hocamız diyorsa doğrudur mantığıyla ilerliyorlar. Ben kandırılmadım siz kandırıldınız. Kandıırılmaya da devam edin.
Ulan akıl var mantık var aylarca, yıllarca adamlar bu yasaları hazırlıyorlar. Halkın önüne sunuyorlar 2 ayda çöz aklın yatarsa evet ya da hayır bas diyorlar. Halk zaten cahil. Akıyor paçalardan. Onu da geçtim halkın sorununa değineceğim. Konu kaymazsa devam ederim.
Öncelikle halkı incelemek lazım. Sırasıyla gidelim,
Hunlardan başlarsak göçebe yaşıyormuşuz. Dövlet büyüğü saldır derse saldırıyor, git çöm bir yere diyince çömüyormuşuz. Böyleymiş yani. Başındaki ölünce de başganın kardeşlerine dağılıyormuş ülke.
İlk yerleşik hayata UYGURLAR da geçmişiz. Neden mi ? Çünkü çok UYGURLARmış. Gene espiriler akıyor bende. Artık yerleşik hayata geçtiğimize göre level atladık sayılır.
Sonra bunlar Malazgirt'te (1071) de Anadolu'ya atlayınca ''BÖLÜK ÇÖM'' emri geliyor ve oraya çömüm beylik oluşturuyoruz.
Şeyh edebalini rüyalanıyor ve Ertuğrul GAZİ ile kafa kafaya verip al takkeyi ver takkeyi yaparaktan evlendiriyorlar gençleri ve oluyor sana Ottoman Empayır. Sene 1299.
Şimdi 1299 yazalım vikipediye. Türkçe aratırsanız 2 tane olay görürsünüz. O yüzden ingilitçe yazıyoruz. Derken şöyle bir link buluyoruz Üniversitelerin Tarihi . Girin baba adamlar beleş koymuş.
1299 da Osman Bey Bursa Camii civarlarında takılırken adamlar Üniversite kurmuş eğitim veriyorlar. Bizde başörtü yasağının kalkması bile bu üniversitelerin açılmasından yaklaşık 650 sene sonra oldu. Belki 700 dür. O kadar fark varken 50 rakamı ufak kalıyor.
Adamlar 1299 dan beri int kasıyorlar. Beyinleniyorlar. Mantık yürütmeye çalışıyorlar. Bizimkilere baktığımızda ceddin deden deyip 2 ileri 1 geri yürüyorlar. E kardeşim bu böyle olmaz.
Padişahların haremleri, kızları, karıları, zenginlikleri, savaşlarda alınan win ler, söylenmeyen lose lar, derken bizim halkımızın konuşacak trilyon tane konusu oluyor. Kim bir şeyler öğrenmek ister ki ? Bu arada adamlar 1299 da üni açıyor ya hani okuma yazma gerektiriyor bu. 1923 te Türkiye'nin okuma bilmeyen kişi sayısı, tüm ülkeye oranı %90.
Neyse sonra efenim bunlar tarım yaparlar, haşhaş çekerler, kenevir çekerler, zehirli mantar yeyip kendilerine hoca çıkartırlar. Kimileri uçar, kimileri peygamberliğini ilan eder. Kendilerine fetullah, keto , adnan , çeto , memiş isimlerini alıp milleti kandırırlar. Dernek açıp fakire para dağıtıcaz diye bomba alır silah alır 15 temmuzda kafamıza atar. Böyle yani açık net herşey.
Şimdi böyle bir halka sen nasıl anayasayı emanet edebiliyorsun ki ? Ben etmem açık net söyleyeyim. Bu kadar dar kafalı varken, kendi tarihinden ders almayan insan varken nasıl olacak bu iş ?
Gelelim yesçilere ve noculara.
Boş konuşmaktan başka bir şey yapmıyorsunuz. Bu kadar konuşacağınıza bunun yerine bilim konuşun ya. Hayatı sorgulayın. İş hayatınızda nasıl daha fazla faydalı olabileceğinizi tartışın. Akşam ne yemek yapacağınıza karar verin. Bu kadar da düşmeyin ezik olmayın.
Rasyonelizm denilen bir şey var.
Bir şeye karar vermeden önce, ölçüp bakarsın. Gerçi bu bilimle alakalı. Hani beyin istiyor bunu yapmak. Sırasıyla;
- Önce değişecek olan maddeleri belirlersin.
- Eski maddelerin ne anlama geldiğini çözersin
- Yeni gelecek olan maddelere bakarsın
- Eski-Yeni maddeleri kime göre neye göre iyi olacak kötü olacak bunu ölçüp tartarsın.
- Son kez tekrardan hangisi mantıklı geliyor diye düşünürsün.
- Sonra Evet-Hayır verirsin
- Her şey normale döner.
600 yıl boyunca karasaban kullanan millete ne diyebilirsin ki ? Göklerden gelen bir karar var. Açıp okumak yerine hocamız diyorsa doğrudur mantığıyla ilerliyorlar. Ben kandırılmadım siz kandırıldınız. Kandıırılmaya da devam edin.
Sıkılma Korkusu
Bu korkuyu nasıl tarif etsem bilemiyorum derken bu yazıyı yazmayalı 1 yıl geçmiş. Ehehehe şaka şaka 2-3 ay olmuş. Tabi geçen yıl diye çevirince doğal olarak geçen yıl oluyor. Ah espiri seviyem.
Şimdi korku vardı sağolsun hayat beni sıktırtmadı. Yani sıkılmazsınız merak etmeyin. Bir şekilde aktifseniz, beyninizi aktif yapabiliyorsanız, odağınızı belirleyebiliyorsanız (belirleyemeseniz de önemli değil), sıkılmıyorsunuz. Aktif kalın bol bol oyun oynayın kendinizle konuşun. Açılırsınız.
Bu korku oluşmadığı için ve endişe verici durumdan çıktığım için yazıyı yazmayacağım. Başka sefere artıkın.
Şimdi korku vardı sağolsun hayat beni sıktırtmadı. Yani sıkılmazsınız merak etmeyin. Bir şekilde aktifseniz, beyninizi aktif yapabiliyorsanız, odağınızı belirleyebiliyorsanız (belirleyemeseniz de önemli değil), sıkılmıyorsunuz. Aktif kalın bol bol oyun oynayın kendinizle konuşun. Açılırsınız.
Bu korku oluşmadığı için ve endişe verici durumdan çıktığım için yazıyı yazmayacağım. Başka sefere artıkın.
Monday, November 21, 2016
Borges ile karşılaşma
Aslında böyle bir yazıyı yazmayacaadım ama bir önceki yazıda '' sonraki yazımda anlatırım yea '' dediğim için pişman oldum ve yazmaya karar verdim.
O sıralar asiyim. Kimse benim gözlerimin içine bakamıyor. Taksimdeyim. Provaya gidiyorum. Hava hafif serin. Çekmişim arabayı Gezi Parkı'nın oraya tıpış tıpış yürüyorum. O zamanlar işi yeni bırakmışım. Kafam atık. Psikolojik olarak atık.
Neyse atarlı sözleri bırakıp özete gelelim. Girdim dienara (okuma zorluğu çekenleriçin D&R ). Canım kitap okumak istiyordu ama bir bıkkınlık var da gibiydi. Girdim gezdim kitaplara dokundum. Best seller ı hiç sevmem aşk romanlarından hikayelerinden nefret ederim ağır gereksiz ( aslında ilgilenmediğim ) tarih kitaplarını sevmem. Gereksiz Osmanlı yandaşlığı yapanlardan nefret ederim. Verin bana ordan İngiliz tarihini fransız tarihini Alaman tarihini okurum. Ama bilmene hazreti efendi nin hayatından banena ? Sevmirem.
Sonra farkettim ki bir kitap yan durmuş öylecene bırakılmış. Sanki terk edilmiş gibiydi. Klasiklerin arasında yatıyordu. Merak edip aldım. Aha dedim birisi bıraktı beğenmedi dedim. Aldım biraz gezindim. Hikaye anlattığını öğrendim. Dedim şerlok okudun seversin hikayeleri. Biraz da öyleydi. Hadi alayım seni dedim ve aldım.
Kafa yapım ile bu kadar denk giden bir yazarla böyle tanıştım. Eğer o kitabı birisi beğenmeyip oraya koymasaydı farketmezdim bile. İyiki almamışsın alacak olan kişi. Böylece ben tanımış oldum.
O sıralar asiyim. Kimse benim gözlerimin içine bakamıyor. Taksimdeyim. Provaya gidiyorum. Hava hafif serin. Çekmişim arabayı Gezi Parkı'nın oraya tıpış tıpış yürüyorum. O zamanlar işi yeni bırakmışım. Kafam atık. Psikolojik olarak atık.
Neyse atarlı sözleri bırakıp özete gelelim. Girdim dienara (okuma zorluğu çekenleriçin D&R ). Canım kitap okumak istiyordu ama bir bıkkınlık var da gibiydi. Girdim gezdim kitaplara dokundum. Best seller ı hiç sevmem aşk romanlarından hikayelerinden nefret ederim ağır gereksiz ( aslında ilgilenmediğim ) tarih kitaplarını sevmem. Gereksiz Osmanlı yandaşlığı yapanlardan nefret ederim. Verin bana ordan İngiliz tarihini fransız tarihini Alaman tarihini okurum. Ama bilmene hazreti efendi nin hayatından banena ? Sevmirem.
Sonra farkettim ki bir kitap yan durmuş öylecene bırakılmış. Sanki terk edilmiş gibiydi. Klasiklerin arasında yatıyordu. Merak edip aldım. Aha dedim birisi bıraktı beğenmedi dedim. Aldım biraz gezindim. Hikaye anlattığını öğrendim. Dedim şerlok okudun seversin hikayeleri. Biraz da öyleydi. Hadi alayım seni dedim ve aldım.
Kafa yapım ile bu kadar denk giden bir yazarla böyle tanıştım. Eğer o kitabı birisi beğenmeyip oraya koymasaydı farketmezdim bile. İyiki almamışsın alacak olan kişi. Böylece ben tanımış oldum.
Tuesday, November 15, 2016
Borges Ve Ben Hakkında.
20. yüzyıl yazarı Borges. Hafif soylu yarı İspanyol yarı İngiliz. Google da aratırsınız zorlamayacağım. Kitap ile ilişkimi daha sonra paylaşacağım.
Asıl garip olay şu;
Bundan yıllar önce herhalde lisedeydim kimseye soramadığım bir sorum vardı. Soru biraz felsefik biraz da garipti. Kendi kendime düşünüp durdum ve pek yanıt alamadım. Sorum ise '' Ya eğer ben dünyaya geldiğimde dünya yeni kurulduysa ?'' ydı. Şimdi diceksiniz ki '' E senden öncesi de vardı tarih kitapları vs '' , benden büyükler de ''Sen doğmadan önce olanları hatırlıyoruz aslan'' diyebilir. Oldukça haklılar. Peki bu düşünceler bu fikirler ya beyninize o anda yüklendiyse ? Bence güzel bir fikirdi. Bunu pek tartışacak çevrem olduğunu düşünmüyorum. Türkiye'de de nadirdir. İzlediğim Westworld dizisiyle de alakası yok bu arada not geçeyim. Borges ile alakası var biraz tekrar hatırlamamım. Biraz beyin açalım sonra Borges'e gelicem.
Aslında soru biraz ''Ben'' merkezli gibi duruyor uzaktan baktığımda. Ama şöyle bir şey de var. Bu hayatı yaşayan benim. Etrafı gören benim gözlerim düşünen benim beynim. Bu sebepten dolayı ''Ben'' demem bana gayet normal geliyor. Her bir düşünce, her bir geçmiş start düğmesine basıldığında yüklenmiş olabilir, yazılmış olabilir. Diyordum bayağı bir zaman önce. Babama paylaştığımda ise ( neden babam bilmiyorum sorasım gelmiş normalde pek sohbet etmem ) e senden öncesini hatırlıyorum demişti. Peki sana bunlar yüklendiyse dediğimde pek cevap gelmemişti ( ya da başka bir laf sokmuştur ne diyim hatırlamıyorum ). Ondan sonra o defteri kapadım ama aklımın bir köşesinde de tuttum. Sanki bunu unutmayacağım der gibi bilinçaltında duruverdi.
Peki Borges ile alakası ne ?
Bu düşüncemi bu kitabı okumadan önce edinmiştim dediğim gibi 2010 larda 2008 de de olabilir hatırlamıyorum. Ama buna benzer bir cümle var. Hemen alıntıyı geçeyim;
''Russell (Aklın Analizi, 1921) gezegenimizin henüz birkaç dakika önce kurulmuş, yanılsama niteliğindeki bir geçmişi hatırlayan insanlarla dolu olduğunu varsaymıştır.''
Aslında bu direkt bir cümle de geçmiyor. Bilgi buradan gelmiştir gibi ufak bir alt metinden geliyor. Detaylı bakmak isteyenler internette bu bölümün olduğu bir kısım var inceleyebilir.
Farkındaysanız yukarıdaki düşüncemle oldukça paralel. Hatta birleşip çiftleşiyorlar bile diyebilirim. Bu cümlelerin üzerine belki kitaplar bile yazılabilir. Belki söylediği şey bambaşkadır ( aklın analizini okumadım ). Bilemem. Bildiğim tek şey buna benzer bir şeyi daha önce benim kurmuş olduğum.
Şimdi ''ee yani'' diyeceksiniz. Yanisi falan yok ben burayı içimi dökmek için kullanıyorum. Kitaptaki böyle bir bilgi beni daha fazla bağladı diyebiliriz. Kitabı bulmamı da başka bir yazıda anlatırım. Tanışmamız giriş gelişme sonucumuz. Gerçi daha bitmedi kitap ama paylaşırım bir ara da.
İyi beyin yakmalar.
Asıl garip olay şu;
Bundan yıllar önce herhalde lisedeydim kimseye soramadığım bir sorum vardı. Soru biraz felsefik biraz da garipti. Kendi kendime düşünüp durdum ve pek yanıt alamadım. Sorum ise '' Ya eğer ben dünyaya geldiğimde dünya yeni kurulduysa ?'' ydı. Şimdi diceksiniz ki '' E senden öncesi de vardı tarih kitapları vs '' , benden büyükler de ''Sen doğmadan önce olanları hatırlıyoruz aslan'' diyebilir. Oldukça haklılar. Peki bu düşünceler bu fikirler ya beyninize o anda yüklendiyse ? Bence güzel bir fikirdi. Bunu pek tartışacak çevrem olduğunu düşünmüyorum. Türkiye'de de nadirdir. İzlediğim Westworld dizisiyle de alakası yok bu arada not geçeyim. Borges ile alakası var biraz tekrar hatırlamamım. Biraz beyin açalım sonra Borges'e gelicem.
Aslında soru biraz ''Ben'' merkezli gibi duruyor uzaktan baktığımda. Ama şöyle bir şey de var. Bu hayatı yaşayan benim. Etrafı gören benim gözlerim düşünen benim beynim. Bu sebepten dolayı ''Ben'' demem bana gayet normal geliyor. Her bir düşünce, her bir geçmiş start düğmesine basıldığında yüklenmiş olabilir, yazılmış olabilir. Diyordum bayağı bir zaman önce. Babama paylaştığımda ise ( neden babam bilmiyorum sorasım gelmiş normalde pek sohbet etmem ) e senden öncesini hatırlıyorum demişti. Peki sana bunlar yüklendiyse dediğimde pek cevap gelmemişti ( ya da başka bir laf sokmuştur ne diyim hatırlamıyorum ). Ondan sonra o defteri kapadım ama aklımın bir köşesinde de tuttum. Sanki bunu unutmayacağım der gibi bilinçaltında duruverdi.
Peki Borges ile alakası ne ?
Bu düşüncemi bu kitabı okumadan önce edinmiştim dediğim gibi 2010 larda 2008 de de olabilir hatırlamıyorum. Ama buna benzer bir cümle var. Hemen alıntıyı geçeyim;
''Russell (Aklın Analizi, 1921) gezegenimizin henüz birkaç dakika önce kurulmuş, yanılsama niteliğindeki bir geçmişi hatırlayan insanlarla dolu olduğunu varsaymıştır.''
Aslında bu direkt bir cümle de geçmiyor. Bilgi buradan gelmiştir gibi ufak bir alt metinden geliyor. Detaylı bakmak isteyenler internette bu bölümün olduğu bir kısım var inceleyebilir.
Farkındaysanız yukarıdaki düşüncemle oldukça paralel. Hatta birleşip çiftleşiyorlar bile diyebilirim. Bu cümlelerin üzerine belki kitaplar bile yazılabilir. Belki söylediği şey bambaşkadır ( aklın analizini okumadım ). Bilemem. Bildiğim tek şey buna benzer bir şeyi daha önce benim kurmuş olduğum.
Şimdi ''ee yani'' diyeceksiniz. Yanisi falan yok ben burayı içimi dökmek için kullanıyorum. Kitaptaki böyle bir bilgi beni daha fazla bağladı diyebiliriz. Kitabı bulmamı da başka bir yazıda anlatırım. Tanışmamız giriş gelişme sonucumuz. Gerçi daha bitmedi kitap ama paylaşırım bir ara da.
İyi beyin yakmalar.
Monday, November 7, 2016
Kırk Ayak
Geçen yazılarımda '' Her şey güzele doğru gidiyy '' demiştim. Biraz bok oldu diyebilirim. Welcome to karamsarlık.
Oradaki listeyi tam bitireyazdım ki yazamadan bu talihsiz olayı yaşadım. Ona mı üzüleyim ailevi durumlara mı üzüleyim durup durup kapanan pc me mi üzüleyim bilemedim.
Hayata başlarken tamam lan! diyorum ve önüme ket vuruluyor. Fiziki maddi manevi adını sizler koyun. Provasından tutun şu koltuktan wc ye gitmek bile büyük bir eziyet haline geliyor. Bu günler de geçer ama ömürden boş yere 1 ay gidecek demek. Üstüne de bir okadar da tekrardan yürümeyi öğrenmeye başlayacağım. Ben bu ay ne güzel kilo verme odaklı hareket yapacaktım. Adaletli Mahkeme Kapısı !
Onu da geçtim listeyi harbiden bitiriyordum. Kitap falan aldım çalışma sistemlerimi hazırladım hedeflerimi belirledim. Miştim .. Son 1 haftadır böyle boş boş takılıyorum. Boş takılmak koyuyor. Müziği bile üretmek şu an bana büyük işgence geliyor. Kahve yapamıyorum içemiyorum birine illaki muhtacım. Suyu bile rica etmek zorunda kalıyorum. Çok sıkıntılı.
He iyiki bana bakan birileri var ama onlara da eziyetim. Kötü hissediyorum bu yüzden. Ben yük olmayı değil yükü taşımayı severim. Destek olmayı severim köstek değil. Şu an kocaman bir kösteğim.
Kafamı geliştirecek filmler diziler inanın gram izleyesim beynimi doldurasım yok. Çünkü dışarı çıkıp bunu konuşamıyorum tartışamıyorum. Herkesin zaten işi gücü var neden bana vakit ayırsınlar ekstradan. Gerek yok.
Sonuç : Aşırı gereksiz boş ve yük olarak hissediyorum kendimi. Zaten yeni yeni kendime gelmiştim daha da bok oldu. Kocaman büyük bir bok. Teşekkürler karma ;)
Oradaki listeyi tam bitireyazdım ki yazamadan bu talihsiz olayı yaşadım. Ona mı üzüleyim ailevi durumlara mı üzüleyim durup durup kapanan pc me mi üzüleyim bilemedim.
Hayata başlarken tamam lan! diyorum ve önüme ket vuruluyor. Fiziki maddi manevi adını sizler koyun. Provasından tutun şu koltuktan wc ye gitmek bile büyük bir eziyet haline geliyor. Bu günler de geçer ama ömürden boş yere 1 ay gidecek demek. Üstüne de bir okadar da tekrardan yürümeyi öğrenmeye başlayacağım. Ben bu ay ne güzel kilo verme odaklı hareket yapacaktım. Adaletli Mahkeme Kapısı !
Onu da geçtim listeyi harbiden bitiriyordum. Kitap falan aldım çalışma sistemlerimi hazırladım hedeflerimi belirledim. Miştim .. Son 1 haftadır böyle boş boş takılıyorum. Boş takılmak koyuyor. Müziği bile üretmek şu an bana büyük işgence geliyor. Kahve yapamıyorum içemiyorum birine illaki muhtacım. Suyu bile rica etmek zorunda kalıyorum. Çok sıkıntılı.
He iyiki bana bakan birileri var ama onlara da eziyetim. Kötü hissediyorum bu yüzden. Ben yük olmayı değil yükü taşımayı severim. Destek olmayı severim köstek değil. Şu an kocaman bir kösteğim.
Kafamı geliştirecek filmler diziler inanın gram izleyesim beynimi doldurasım yok. Çünkü dışarı çıkıp bunu konuşamıyorum tartışamıyorum. Herkesin zaten işi gücü var neden bana vakit ayırsınlar ekstradan. Gerek yok.
Sonuç : Aşırı gereksiz boş ve yük olarak hissediyorum kendimi. Zaten yeni yeni kendime gelmiştim daha da bok oldu. Kocaman büyük bir bok. Teşekkürler karma ;)
Monday, October 31, 2016
Sıra Sıra Siniler Hasta Olan İniler
Nedense her yıl bu zamanlarda fix bendeniz hastaspor hiç bitmek bilmeyen öksürüklerle, efenime ileteyim sümkürüklerle uğraşıyorum. Latte olsun , mokkalar olsun , çay ti latteler olsun , misto shotlar olsun beni kendime getiremiyor. Ben de fındıklı 3 ü 1 arada içiyorum. Reklamımı da yaparım. Çünlü sabah misto içtim iyileşmedim. 4.75 e ben kaç tane finduklu neskayfe alıyorum haberin var mı EEYYYY SITARBAKS.
Neyse konuya gelelim. Hep ''N'' harfiyle başlıyorum ama olsun.
Geçen hafta studyo aldık taksimde. Gitarist arkadaşlarımızın biri gelmediğinden dolayı ufak bir yerde prova yaptık.Güzel oldu aslında vokalin sesi açıldı. Bir de Whiskey'in yak biziyi çaldık ( 3 notası varmış lan ) üstüne tuz bieber oldu.
Ben zaten hafif hastaydım. Böyle evde sokakta hipster gibi geziyordum millet tip tip bakıyordu. Üstüne provada yedik mi soğuk klimayı ensemize ? Sen misin Rob gibi hareket yapıp klima altında gezinen !?! Temsili resmi de koyayim tam olsun
Aynen böyle gezindim klima altlarında. Bir de bek bokal yapalım derken boğazı amfinin önünde bıraktım. Durun daha bitmedi !
Şincik çıktık studyodan zaten ev gibi bir yer camlar da açık ohh terli sırta mis gibi esti mi ? Esti tabikide. Hani böyle rakı içersin hızını alamazsın cila niyetine bira içersin ya benim ki de o biçim cila oldu :) smiley i de bıraktım buraya.
Özet olarak tüm bunlar bana güzel bir combo x2 yaptı ve geçen Cuma'dan beri pis bir öksürük , yeni uyanmış genizden gelen erotik sesimle bu haftayı geçiyorum. Hani çok güzel hafta olacaktı ya oluyor oluyor hasta olarak başlıyorum.
Neyse konuya gelelim. Hep ''N'' harfiyle başlıyorum ama olsun.
Geçen hafta studyo aldık taksimde. Gitarist arkadaşlarımızın biri gelmediğinden dolayı ufak bir yerde prova yaptık.Güzel oldu aslında vokalin sesi açıldı. Bir de Whiskey'in yak biziyi çaldık ( 3 notası varmış lan ) üstüne tuz bieber oldu.
Ben zaten hafif hastaydım. Böyle evde sokakta hipster gibi geziyordum millet tip tip bakıyordu. Üstüne provada yedik mi soğuk klimayı ensemize ? Sen misin Rob gibi hareket yapıp klima altında gezinen !?! Temsili resmi de koyayim tam olsun
Aynen böyle gezindim klima altlarında. Bir de bek bokal yapalım derken boğazı amfinin önünde bıraktım. Durun daha bitmedi !
Şincik çıktık studyodan zaten ev gibi bir yer camlar da açık ohh terli sırta mis gibi esti mi ? Esti tabikide. Hani böyle rakı içersin hızını alamazsın cila niyetine bira içersin ya benim ki de o biçim cila oldu :) smiley i de bıraktım buraya.
Özet olarak tüm bunlar bana güzel bir combo x2 yaptı ve geçen Cuma'dan beri pis bir öksürük , yeni uyanmış genizden gelen erotik sesimle bu haftayı geçiyorum. Hani çok güzel hafta olacaktı ya oluyor oluyor hasta olarak başlıyorum.
Yapacağım edeceğim eceğim
Geçen yazımda ( Şurdan ulaşabilirsiniz demicem bulun zaten kaç tane yazı var ) plansızlığımdan vs bahsetmiştim uzunca bir günah çıkarma pozisyonuna girmiştim. O pozisyondan sanırım bu hafta çıkmış ve daha iyi bir şekilde ilerici olmuş olacağım. Gerici olmaktan iyidir diye düşünüyorum ve yazıma başlıyorum.
Geçen gün Poké'yle buluştum ve adam direkt dedi bahane üretiyorsun bazı şeyleri yapmak için. Adam haklı ona sözüm yok. Elimi göğsüme koydum ve ''eyvallah'' hareketi yaptım. Dedim ''haklısın'' pampa ama asıl olay şurada. Yani o an aklıma geldi ve söyledim daha fazla denden işareti koyup diyaloğu buraya koymanın anlamı yok. Dinlenmek ve kafayı boşaltmak için aslında biraz vakit gerekiyor. Bu vakit için de bazı bahanişlerin arkasına saklanmak gerekiyor. Bahaniş derken bahanelerin..
Şu zamana kadar bahanelerin arkasına saklandığım nadirdir. Aslında bu bahaneler bana göre bıraktın da biraz boş takılayım yeaaa demenin bambaşka ve farklı bir yolu. Ve bence güzel de oldu. Diğer yazı da yazmıştım sanırım askerden sonra olan yoğun tempoyu. O tempodan çıktım ve sanki biraz düze gelir gibiyim. Gibiyim ama sadece ( yani bir çok bahane daha yolda güzelim )
Hayatta verdiğim kararlar genelde doğru çıkıyor. Yani bir şeyin altına girdiğimde çıkmasını da biliyorum. Evet daha henüz kredi çekip geri ödemedim. O konu nedir ne değildir ben bilememko ancak düşünce ve yapısal olarak bu kararların doğruluğundan eminim. Bu dinlenme yolu da bence bunlardan bir tanesiydi. Ya babam ya da başka biri söylemişti ben çoook mu çok ufakken. Sanırım kafamın içine işlesin diye. Ben de hiç çıkarmadım. İşte o sihirli cümle geliyor.. '' Hayatta ne yaparsan yap 'keşke' deme. '' Bence üzerine methiyeler düzülünebileceği bir cümle. Keşke işi bırakmasaydım keşke 1 ay dinlenmeseydim diyebileceğim bir durum sanırım ömrüm hayatım boyunca olmayacak. Büyük konuşmayayim ama olmayacak. İnsanların da bir dayanma sınır var canım yaov.
Keşke dediğim şeyler genelde daha erken başlasaydım dediğim şeyler. Onlara da sarınca insan bunalıma giriyor. Onun için dememek lazım. Sanırım böyle şeylere erken yaşta sarmayalım diye bu laf söylenmiş. İyiki de söylenmiş.
Şincik bu tudulist dediğimiz olayın bir çoğunu geçen hafta yaptım. Yarın arabayı götüreceğim ( inş ekmem) ve ondan sonra bir kısmı tamamlanıyor. Bir de bu listeyi kısa vadeli ve uzun vadeli diye ayırmadığım için neyi yapcaktım lan ben moduna girmiştim onu da kafada belirledim sanırım. Uzun ve kısa vadeli gibi kavramlara ayırmak lazım. Nasıl ki kısa malborA uzun malborO varsa ya da kısa LEME varsa bunun da öyle şiyleri varmış. Varsın olsun bize koymaz.
Şu aralar yönetim şekli gazetesinde de sıkıntılar var sanırım. Burası özel alanım olduğu için siyasete girmiyorum. Evet siz milyonlarca okur her gün bana mektup atıyorsunuz siyasete gir diye ben çizgimden çıkmayacağım efenim. Umarım ülke düzelir.
Geçen gün Poké'yle buluştum ve adam direkt dedi bahane üretiyorsun bazı şeyleri yapmak için. Adam haklı ona sözüm yok. Elimi göğsüme koydum ve ''eyvallah'' hareketi yaptım. Dedim ''haklısın'' pampa ama asıl olay şurada. Yani o an aklıma geldi ve söyledim daha fazla denden işareti koyup diyaloğu buraya koymanın anlamı yok. Dinlenmek ve kafayı boşaltmak için aslında biraz vakit gerekiyor. Bu vakit için de bazı bahanişlerin arkasına saklanmak gerekiyor. Bahaniş derken bahanelerin..
Şu zamana kadar bahanelerin arkasına saklandığım nadirdir. Aslında bu bahaneler bana göre bıraktın da biraz boş takılayım yeaaa demenin bambaşka ve farklı bir yolu. Ve bence güzel de oldu. Diğer yazı da yazmıştım sanırım askerden sonra olan yoğun tempoyu. O tempodan çıktım ve sanki biraz düze gelir gibiyim. Gibiyim ama sadece ( yani bir çok bahane daha yolda güzelim )
Hayatta verdiğim kararlar genelde doğru çıkıyor. Yani bir şeyin altına girdiğimde çıkmasını da biliyorum. Evet daha henüz kredi çekip geri ödemedim. O konu nedir ne değildir ben bilememko ancak düşünce ve yapısal olarak bu kararların doğruluğundan eminim. Bu dinlenme yolu da bence bunlardan bir tanesiydi. Ya babam ya da başka biri söylemişti ben çoook mu çok ufakken. Sanırım kafamın içine işlesin diye. Ben de hiç çıkarmadım. İşte o sihirli cümle geliyor.. '' Hayatta ne yaparsan yap 'keşke' deme. '' Bence üzerine methiyeler düzülünebileceği bir cümle. Keşke işi bırakmasaydım keşke 1 ay dinlenmeseydim diyebileceğim bir durum sanırım ömrüm hayatım boyunca olmayacak. Büyük konuşmayayim ama olmayacak. İnsanların da bir dayanma sınır var canım yaov.
Keşke dediğim şeyler genelde daha erken başlasaydım dediğim şeyler. Onlara da sarınca insan bunalıma giriyor. Onun için dememek lazım. Sanırım böyle şeylere erken yaşta sarmayalım diye bu laf söylenmiş. İyiki de söylenmiş.
Şincik bu tudulist dediğimiz olayın bir çoğunu geçen hafta yaptım. Yarın arabayı götüreceğim ( inş ekmem) ve ondan sonra bir kısmı tamamlanıyor. Bir de bu listeyi kısa vadeli ve uzun vadeli diye ayırmadığım için neyi yapcaktım lan ben moduna girmiştim onu da kafada belirledim sanırım. Uzun ve kısa vadeli gibi kavramlara ayırmak lazım. Nasıl ki kısa malborA uzun malborO varsa ya da kısa LEME varsa bunun da öyle şiyleri varmış. Varsın olsun bize koymaz.
Şu aralar yönetim şekli gazetesinde de sıkıntılar var sanırım. Burası özel alanım olduğu için siyasete girmiyorum. Evet siz milyonlarca okur her gün bana mektup atıyorsunuz siyasete gir diye ben çizgimden çıkmayacağım efenim. Umarım ülke düzelir.
Tuesday, October 25, 2016
2 yıldır yazmamanın özlemi
Anlayamazsınız..
Diyerekten yazıya başlayayim bare. Biraz bahane üreterek devam etmek istiyorum. Öncelikle yazmayı bıraktığımda kendime ve aileme ve çevreme ''BOŞ VAKİT'' ayırdım. Ondan 6 ay sonra sonra 6 aylık bir askerlik anım oldu ve 6 ay piyasadan uzaktaydım. Geldim sözlendim ve 1 ay içinde işe girdim. Gelir gelmez de pederin dükkanında çalışmak cabası. Buraya takip eden kimse yok maalesef. Kimse için bir önemi yok ancak benim için var. Aktif olmak üretken olmak gerekiyor çoğu zaman. Bunu da kişinin kendisine göstermesi gerekiyor. Ya kitap okuyarak ya yazılar yazarak...
Yaklaşık 20 gün önce işten ayrıldım. Kafamı halen toparlayamadım. İlk haftam aylaklık yaparak yatarak geçti. İkinci haftamda da sağa sola gitmeye başladım günlük görevlerimi yaptım. Üçüncü haftamın sonuna doğru gelirken hayatımda neler eksik neleri yapmam lazım onların listesini çıkartıyorum. Bir kaçını bitirdim. Sayalım efenim ;
Kredi kartlarını kapatmak.
Daha fazla oyun oynamak.
Telefon faturasını ödemek.
Ayak tırnağı tel tedavisine gitmek.
Yeni iş için websitesine start vermek. ( Ah daha veremedik bekliyoruz.)
Yeni Tİşörtler almak.
Bir iki tane şort almak.
Evet bunlar ihtiyaçmış aslında. Sağlık aslında önemli olan şey. Diğerleri de sanırım benim kendi ihtiyaçlarım ya da öyle belirlediğim sabitler. Bunları aslında tudulist yapmadan ya da deylirutin den ayrı bir şekilde yaptım. Sağlam bir liste çıkartmam gerekiyor. Her şeyi kafamda listeliyorum yazıya ya da sanal yazılara hiç dökmüyorum. Dökmem gerektiğini belki de hissettiğim için şimdi buraya yazıyorum. Hem yazı yazma ihtiyacı hem de liste ihtiyacı. Önce aklımdakiler listesini yaziyim. Yarın yapacağım dışındakileri yaziyim bare. Vazgeçtim yarını da yazıyorum. O zaman aklımdaki sırayla yazacağım ;
PC yi Sedat abiye götürüp neden ısınıp kapandığına baktırtmak. Gerekirse parça değişimi önerisi almak.
Akşam'a Berkay'ın askere gidişini kutlamak.
Garanti Bankası kartının borcunu sıfırlamak.
Finansbank'ın kredi kartının kapanıp borcunun sıfırlanıp sıfırlanmadığını kontrol etmek.
Arabanın bakımı geldi onun için randevu almak.
Daha sonra o randevuya götürmek.
SPK lisansları var Aralık'ta ona çalışmak.
Halkbank sınavı var KASIM'da ona çalışmak ( yalan olacak gibi ama. ).
Oral sağlığımla ilgilenmem gerekiyor..
Kitap okumak ( Lanet olsun ilk sıralara yazamıyorum )
Blog'a devam ettirmek. ( Şincik bu genel olduğu için buraya da yazabilirim sonuçta şu an bulok yazıyorum )
Yıl dönümü geliyor ona minik sürprizli hediye bulmak gerekiyor.
Tekrardan adam akıllı bir filtre alarak filtre kahveye doğru nirvanaya ermek.
Şu neskafe 3ü1 aradalardan uzak kalmak.
Müzik Yapmak (yapıyorum ama listede olmalı.)
İngilitçe çalışmak.
Sanırım bunlar bitince ben gerçekten adam akıllı para kazanmaya başlayacağım. Ya da bir işe girişebileceğim. İçimi dökmem gerekiyor bir şekilde. Aslında uzak kaldığım bu süre zarfında çok dert edindim. Değişik değişik şeyler herbiri. Onu da bir ara anlatırım. Şimdi kaçmam lazım ararım tekrardan.
Diyerekten yazıya başlayayim bare. Biraz bahane üreterek devam etmek istiyorum. Öncelikle yazmayı bıraktığımda kendime ve aileme ve çevreme ''BOŞ VAKİT'' ayırdım. Ondan 6 ay sonra sonra 6 aylık bir askerlik anım oldu ve 6 ay piyasadan uzaktaydım. Geldim sözlendim ve 1 ay içinde işe girdim. Gelir gelmez de pederin dükkanında çalışmak cabası. Buraya takip eden kimse yok maalesef. Kimse için bir önemi yok ancak benim için var. Aktif olmak üretken olmak gerekiyor çoğu zaman. Bunu da kişinin kendisine göstermesi gerekiyor. Ya kitap okuyarak ya yazılar yazarak...
Yaklaşık 20 gün önce işten ayrıldım. Kafamı halen toparlayamadım. İlk haftam aylaklık yaparak yatarak geçti. İkinci haftamda da sağa sola gitmeye başladım günlük görevlerimi yaptım. Üçüncü haftamın sonuna doğru gelirken hayatımda neler eksik neleri yapmam lazım onların listesini çıkartıyorum. Bir kaçını bitirdim. Sayalım efenim ;
Kredi kartlarını kapatmak.
Daha fazla oyun oynamak.
Telefon faturasını ödemek.
Ayak tırnağı tel tedavisine gitmek.
Yeni iş için websitesine start vermek. ( Ah daha veremedik bekliyoruz.)
Yeni Tİşörtler almak.
Bir iki tane şort almak.
Evet bunlar ihtiyaçmış aslında. Sağlık aslında önemli olan şey. Diğerleri de sanırım benim kendi ihtiyaçlarım ya da öyle belirlediğim sabitler. Bunları aslında tudulist yapmadan ya da deylirutin den ayrı bir şekilde yaptım. Sağlam bir liste çıkartmam gerekiyor. Her şeyi kafamda listeliyorum yazıya ya da sanal yazılara hiç dökmüyorum. Dökmem gerektiğini belki de hissettiğim için şimdi buraya yazıyorum. Hem yazı yazma ihtiyacı hem de liste ihtiyacı. Önce aklımdakiler listesini yaziyim. Yarın yapacağım dışındakileri yaziyim bare. Vazgeçtim yarını da yazıyorum. O zaman aklımdaki sırayla yazacağım ;
PC yi Sedat abiye götürüp neden ısınıp kapandığına baktırtmak. Gerekirse parça değişimi önerisi almak.
Akşam'a Berkay'ın askere gidişini kutlamak.
Garanti Bankası kartının borcunu sıfırlamak.
Finansbank'ın kredi kartının kapanıp borcunun sıfırlanıp sıfırlanmadığını kontrol etmek.
Arabanın bakımı geldi onun için randevu almak.
Daha sonra o randevuya götürmek.
SPK lisansları var Aralık'ta ona çalışmak.
Halkbank sınavı var KASIM'da ona çalışmak ( yalan olacak gibi ama. ).
Oral sağlığımla ilgilenmem gerekiyor..
Kitap okumak ( Lanet olsun ilk sıralara yazamıyorum )
Blog'a devam ettirmek. ( Şincik bu genel olduğu için buraya da yazabilirim sonuçta şu an bulok yazıyorum )
Yıl dönümü geliyor ona minik sürprizli hediye bulmak gerekiyor.
Tekrardan adam akıllı bir filtre alarak filtre kahveye doğru nirvanaya ermek.
Şu neskafe 3ü1 aradalardan uzak kalmak.
Müzik Yapmak (yapıyorum ama listede olmalı.)
İngilitçe çalışmak.
Sanırım bunlar bitince ben gerçekten adam akıllı para kazanmaya başlayacağım. Ya da bir işe girişebileceğim. İçimi dökmem gerekiyor bir şekilde. Aslında uzak kaldığım bu süre zarfında çok dert edindim. Değişik değişik şeyler herbiri. Onu da bir ara anlatırım. Şimdi kaçmam lazım ararım tekrardan.
Wednesday, July 2, 2014
Oruç nasil tutulmali ?
Yemek yemeyerek :)
Siz ne zannetmiştiniz ? Başka nasıl tutacaktınız ?
Gelelim püf noktalara:
Sahur
Öncelikle sahurda yemeyi çok abartmayacaksınız. Burada asıl olay ''durumu olmayan insanları'' anlamak üzerine kuruludur. Bu yüzden zengin sofralar yerine basit sofralar olmalıdır. Su+ekmek+peynir kombinasyonu en idael kombinasyonlardan biridir. Bu sebepten ötürü bu böyledir !!
Gün içinde Çok Uyumayın !
Sahura kalktık yemeeemizi yedik. Yattık uyuduk bir kalktık akşam 8.20 olmuş. Wc gittik elimizi yıkadık yüzümüzü yıkadık sofraya oturduk orucumuzu açtık. Buna ben oruç diyemiyorum. Ne aç kaldık ne bişi hissettik !! Bu olmamalıdır. Öğrenciler ve işsizler için 12.00 , çalışan insanlar için ise uyanma saat 7,30 - 8,10 iyidir iyi. Böylelikle kendinizi de bir saate alıştırmış olursunuz.
Kötü Sözden Kaçının
Bu ay kimseye kötü söz söylememe ve üzmeme ayıdır. O sebepten ötürü kimseye kötü söz söylemeyin, bağırmayın, kızmayın, kalp kırmayın. Hele ki oruçluyken bunlardan sakının. Ayetlerle ya da başka şeylerle açıklama yapmayacağım direkt söylüyorum başkalarını üzecek davranışlardan kaçının.
İftarı Abartmayın !
İftarı ''Zengin Sofrası'' nda yapmayın. Bir iftar yemeğine kişi başı 100 tl civarı para harcamayın. Ay çok aç kaldım hadi abanalım yemeğe mantığından uzaklaşalım. Amaç Allah için hayır işlemek. Siz çok para harcayarak parayı gereksiz savurursanız o hayrın hiç bir anlamı kalmaz. HAYIR ! olur. İftar yemeklerimizin de fotoğraflarını paylaşmamaya özen gösterelim. Yiyemeyen vardır imrenen vardır yapmayalım bunu.
Siz ne zannetmiştiniz ? Başka nasıl tutacaktınız ?
Gelelim püf noktalara:
Sahur
Öncelikle sahurda yemeyi çok abartmayacaksınız. Burada asıl olay ''durumu olmayan insanları'' anlamak üzerine kuruludur. Bu yüzden zengin sofralar yerine basit sofralar olmalıdır. Su+ekmek+peynir kombinasyonu en idael kombinasyonlardan biridir. Bu sebepten ötürü bu böyledir !!
Gün içinde Çok Uyumayın !
Sahura kalktık yemeeemizi yedik. Yattık uyuduk bir kalktık akşam 8.20 olmuş. Wc gittik elimizi yıkadık yüzümüzü yıkadık sofraya oturduk orucumuzu açtık. Buna ben oruç diyemiyorum. Ne aç kaldık ne bişi hissettik !! Bu olmamalıdır. Öğrenciler ve işsizler için 12.00 , çalışan insanlar için ise uyanma saat 7,30 - 8,10 iyidir iyi. Böylelikle kendinizi de bir saate alıştırmış olursunuz.
Kötü Sözden Kaçının
Bu ay kimseye kötü söz söylememe ve üzmeme ayıdır. O sebepten ötürü kimseye kötü söz söylemeyin, bağırmayın, kızmayın, kalp kırmayın. Hele ki oruçluyken bunlardan sakının. Ayetlerle ya da başka şeylerle açıklama yapmayacağım direkt söylüyorum başkalarını üzecek davranışlardan kaçının.
İftarı Abartmayın !
İftarı ''Zengin Sofrası'' nda yapmayın. Bir iftar yemeğine kişi başı 100 tl civarı para harcamayın. Ay çok aç kaldım hadi abanalım yemeğe mantığından uzaklaşalım. Amaç Allah için hayır işlemek. Siz çok para harcayarak parayı gereksiz savurursanız o hayrın hiç bir anlamı kalmaz. HAYIR ! olur. İftar yemeklerimizin de fotoğraflarını paylaşmamaya özen gösterelim. Yiyemeyen vardır imrenen vardır yapmayalım bunu.
Monday, June 23, 2014
Hayvan Sevgisi
Bu yazıyı okuyabiliyorsanız azıcıkta olsa hayvan seviyorsunuz demektir. Söyleyeceğim az ama öz şeyler var ufaktan yardırmaya başlayayim.
Yani nereden başlasam bilemedim. İyi-kötü ayrımlarından çok ( merak edenler için ör; Veterinerden kedi-köpek almak iyi midir kötü müdür tartışması yapmayacağım ) genellemelerden bahsetmek istiyorum. Hatta yeni mezun bir İktisatçı olarak ( havamı yesinler ) sizlere ekonomik yönden anlatacağım.
Para ile hayvan sevgisinin hiç alakası yoktur. Yanından bile geçemez. Parası olan zengin insan ya da altında Merso su falan olan insanın hayvan sevgisi, parasıyla alakalı değildir. Hep bir algı yaratılmaya çalışıyor. Hayvan sevmek, evcil hayvan edinmek ''lüks'' gibi gösteriliyor. Sokakta da öyle görüyoruz zenginlerin altında Golden'lar var falan. Bunları geçelim anam babam. Sana gözümü yaşartan ufak bir anımı anlatacağım.
Geçen gün arkadaşımı ( tony i ) bırakmışım üni'ye geri dönüyorum. Ayazağa eşek anırtan yokuşunun başındayım. Önümde bir kamyon var. Büyük ihtimal göçebe yaşıyorlar. Arkada iki tane çingene kız oturuyor. Büyük ihtimalle de kardeşler. Kamyonu görseniz 90 'lardan çıkma. Önde de 3 kişi mi ne oturuyorlar. Kamyon dediğim de bu tüp taşıyan araçlardan. İki tane kız oturmuş gülüşüyorlar. Sonra bir baktım yavru bir sokak köpeği. Nasıl sevip öpüyorlar anlatamam. Çok ama çok mutlu oldum. Leğen çıkardılar bir tane, içine azıcık su koydular ve köpeği yıkamaya başladılar. Yazık ya kendileri kirli olsalar da oyun olarak köpeği yıkıyorlardı. Çok ama çok hoşuma gitti. Ailesine baktım yandan geçerken ve içimden helal olsun dedim. Ya ne insanlar var o iki ufak çocuk kadar olamıyorlar. Bu işin parayla falan alakası yok. İnsanın içinde olmalı içinde !
Wednesday, June 18, 2014
Biz Demiştik!
Aslında geçmişi konuşmayı pek sevmem. Yani olan olmuş biten bitmiş önümüzdeki maçlara bakıcaz tribindeyim diyebilirim. Ancak bazı insanlar 1800'lü yılların maden ocağı kazalarını örnek verdikten sonra e ben de bir 5-6 sene öncesine döneyim dedim.
Bu yazıyı böyle 8-9 ay önce yazmalıydım da malum tez mez uni falan bunlara hep engel,mani oldu şimdi yazabilirim !! !11
Taaaaa biz lisedeyken sevgili Ali Sarıkaya arkadaşım ile birlikte dirsek çürüterek siyasi hayatımıza adımlar attık. İkimizde sol görüşlü Atatürkçü düşüncedeydik. Ki halen de öyleyiz o aşırı sola kaydı ben de libarel e xd Sonuçta aynı yoldayız. Neyse o sıralar elime ne geçerse okuyorum. En ufak bilgi bile yeni bir buluş gibi geliyor bizlere.
Bilgileri okulda tartışıyoruz doğal olarak. Bu bilgilerden birisi de ''Fetullah Gülen'' ile ilgiliydi. Aslında genel sohbet onun üzerineydi.
Taaaaaaaaaaaaa o zamanlarda AKP-FETO-CEMAAT işbirliğinin olduğunu söylemiştik. İnsanlar da kabullenip CHP'yi kötülerdi. Sanki başka parti yok SDP falan boş tabi onlara göre... Siz bunlarlasınız, bunlar olmadan siz başa gelemezdiniz, dini siyasete alet ettiniz , bu şekilde de ilerlemeye devam ediyorsunuz...... gibi gibi dedikte dedik. Sonuç olarak bir yere varamadık bu siyaset sonuçta. O zamanlar 15 16 yaşındayız insanların düşüncelerini nasıl değiştirebiliriz ki ?Ya da onların ki nasıl değişebilir ?
Elimize deli gibi mailler gelirdi. Şu mallar AKP'nin Feto'nun diye. Ülker grubu Çalık Holding bunların en bilindikleri. BİM'den alışveriş yapmazdık bol bol ETİ kullanırdık. Tabi sonradan ETİ de satıldı gitti o ayrı ama sonuç olarak kendi çapımızda duyarlılık sergilerdik ve buna karşı dururduk. Aynı zaman da polisin bile fetocu olduğunu bol bol vurgulardık. Hadi canım derlerdi. Face e de paylaştım ''Kargalar bile güler buna'' diyor elemanın biri. E ne yapabilirdik ki ?
Aradan yıllar yıllar geçti büyük saç uzattık saç kestik falan gün geldi çattı Cemaat - AKP kavgasınaaaaaa.. Aman Allah'ım bir de ne görelim ? Bize karşı çıkan AKP düşüncesi '' Cemaat her yerde '' demeye başlamasın mı ? Bunlar bizim içimizde paralel yapı dış mihrak demesin mi ? Ak-itler ortaya çıkmasın mı ? Zaman gazetesi off topic olmasın mı ?
E hani bu Zaman gazatesi sizin en büyük yalakalarınızdandı ? Bu ''Türban olayı''nın en büyük yayıncısıydı bunlar. Ne oldu da birden '' e biz bilmiyorduk'' moduna geçtiniz ? Hadi canım oradan :)
Biz bunu demiştik arkadaş ! Bunlar içinizde takılıyor, ortaklık yapıyorsunuz, oylarınız bunlardan geliyor.. diye.. Ah ahh..
Sonuç olarak kimse salağa yatmasın. Bugün halen feto feto diye ötenler var. Ulan biz yıllarca öttük gıkınız çıkmadı ucu size deyince mi aslan kesiliyorsunuz ? Yapmayın etmeyin..
Bu yazıyı böyle 8-9 ay önce yazmalıydım da malum tez mez uni falan bunlara hep engel,mani oldu şimdi yazabilirim !! !11
Taaaaa biz lisedeyken sevgili Ali Sarıkaya arkadaşım ile birlikte dirsek çürüterek siyasi hayatımıza adımlar attık. İkimizde sol görüşlü Atatürkçü düşüncedeydik. Ki halen de öyleyiz o aşırı sola kaydı ben de libarel e xd Sonuçta aynı yoldayız. Neyse o sıralar elime ne geçerse okuyorum. En ufak bilgi bile yeni bir buluş gibi geliyor bizlere.
Bilgileri okulda tartışıyoruz doğal olarak. Bu bilgilerden birisi de ''Fetullah Gülen'' ile ilgiliydi. Aslında genel sohbet onun üzerineydi.
Taaaaaaaaaaaaa o zamanlarda AKP-FETO-CEMAAT işbirliğinin olduğunu söylemiştik. İnsanlar da kabullenip CHP'yi kötülerdi. Sanki başka parti yok SDP falan boş tabi onlara göre... Siz bunlarlasınız, bunlar olmadan siz başa gelemezdiniz, dini siyasete alet ettiniz , bu şekilde de ilerlemeye devam ediyorsunuz...... gibi gibi dedikte dedik. Sonuç olarak bir yere varamadık bu siyaset sonuçta. O zamanlar 15 16 yaşındayız insanların düşüncelerini nasıl değiştirebiliriz ki ?Ya da onların ki nasıl değişebilir ?
Elimize deli gibi mailler gelirdi. Şu mallar AKP'nin Feto'nun diye. Ülker grubu Çalık Holding bunların en bilindikleri. BİM'den alışveriş yapmazdık bol bol ETİ kullanırdık. Tabi sonradan ETİ de satıldı gitti o ayrı ama sonuç olarak kendi çapımızda duyarlılık sergilerdik ve buna karşı dururduk. Aynı zaman da polisin bile fetocu olduğunu bol bol vurgulardık. Hadi canım derlerdi. Face e de paylaştım ''Kargalar bile güler buna'' diyor elemanın biri. E ne yapabilirdik ki ?
Aradan yıllar yıllar geçti büyük saç uzattık saç kestik falan gün geldi çattı Cemaat - AKP kavgasınaaaaaa.. Aman Allah'ım bir de ne görelim ? Bize karşı çıkan AKP düşüncesi '' Cemaat her yerde '' demeye başlamasın mı ? Bunlar bizim içimizde paralel yapı dış mihrak demesin mi ? Ak-itler ortaya çıkmasın mı ? Zaman gazetesi off topic olmasın mı ?
E hani bu Zaman gazatesi sizin en büyük yalakalarınızdandı ? Bu ''Türban olayı''nın en büyük yayıncısıydı bunlar. Ne oldu da birden '' e biz bilmiyorduk'' moduna geçtiniz ? Hadi canım oradan :)
Biz bunu demiştik arkadaş ! Bunlar içinizde takılıyor, ortaklık yapıyorsunuz, oylarınız bunlardan geliyor.. diye.. Ah ahh..
Sonuç olarak kimse salağa yatmasın. Bugün halen feto feto diye ötenler var. Ulan biz yıllarca öttük gıkınız çıkmadı ucu size deyince mi aslan kesiliyorsunuz ? Yapmayın etmeyin..
Tuesday, March 11, 2014
Eylem demiştim ?
Yaklaşık 3-4 gün önce 8 Mart Eylemim demiştim. Biraz geç oldu ve açıklama zamanı geldi. İnsanları algılamak ve vücudu arındırmak için vejeteryan olmaya karar verdim. Ve sadece 20 günlüğüne olacağım.
Bunun sebeplerine göz atarsak;
1-) İlk başta insanları anlamayı temel yasa olarak kabul ediyorum. Sokakta ne yerler ne içerler nasıl davranırlar mideleri ne durumda ? Bu çok garip bir duygu
2-) Çok etçil bir insanım. Hemen hemen her gün et yiyorum. Bunu azaltıp vücudu arındırmak istiyorum
3-) 20 gün boyunca edineceğim deneyimleri çok merak ediyorum
4-) Tek başıma bir eylem ilk defa yapıyorum
5-) Ne yemem gerektiğini kendi beynimden hesaplamayı seviyorum :)
Kısa keseceğim. Eylemim 28 Mart'ta sona erecek. Asıl planım her gün foto çekmekti. Şu 3 günde aç kalma korkusuyla hep aburcubur tükettim bilginize..
Bunun sebeplerine göz atarsak;
1-) İlk başta insanları anlamayı temel yasa olarak kabul ediyorum. Sokakta ne yerler ne içerler nasıl davranırlar mideleri ne durumda ? Bu çok garip bir duygu
2-) Çok etçil bir insanım. Hemen hemen her gün et yiyorum. Bunu azaltıp vücudu arındırmak istiyorum
3-) 20 gün boyunca edineceğim deneyimleri çok merak ediyorum
4-) Tek başıma bir eylem ilk defa yapıyorum
5-) Ne yemem gerektiğini kendi beynimden hesaplamayı seviyorum :)
Kısa keseceğim. Eylemim 28 Mart'ta sona erecek. Asıl planım her gün foto çekmekti. Şu 3 günde aç kalma korkusuyla hep aburcubur tükettim bilginize..
Sunday, March 2, 2014
8 Mart Eylemim
Evet doğru ! 8 Mart'ta ufak çaplı bir eyleme girişeceğim. Bu eylem tamamilen empati ve saygı üzerine kurulu olacak. Tam tamına 20 gün sürecek ! Neden mi ? Çünkü 28 Mart doğum günüm :) Değişik bir deneyim yaşamak istiyorum. Deney raporlarımı günü gününe bu blogtan aktarmaya çalışacağım.
Günümüzde bir çok konuda empati yapmaya ihtiyacımız var. Ben sağda solda '' Empati pls '' diyorum. E diyorum okey de ben ne kadar yapıyorum ??? Gözlemlerim sonucunda bir olgu yaratıyorum ve Role Play Game ( RPG) gibi onu içinde yaşayarak, sorgulayarak kendi değerlerimi çıkartıyorum. Ufaktan anlamaya çalışıyorum. Ama öyle şeyler var ki okuyarak, gözlemleyerek FELSEFESİNİ anlamak pek mümkün gözükmüyor. Yani onu bir yere kadar yapabiliyorsunuz. Önemli olan onu ''Yaşayıp Hissedebilmektir ! ''. diye düşünüyorum hayırlısı bakalım :)
Neden mi 8 Mart ?
1-) İlk başta eylemi 30 gün yapmayı planladım. Açıkçası gözüm hiç yemedi. 20 gün idealdir dedim.
2-) Üstteki maddeyle birleştirirsek 8'in üstüne 20 eklersek 28 Mart yani doğum günüme denk gelecek güzel bir denklem oluyor :)
3-) Kadınları biraz daha iyi anlayabilmek için. Gerçekten ! Anlayamadığım bir çok şey var belki bununla birlikte biraz üstesinden gelebilirim :)
Sanırım şimdilik bu kadar güncellemelerim devam edecektir.
Günümüzde bir çok konuda empati yapmaya ihtiyacımız var. Ben sağda solda '' Empati pls '' diyorum. E diyorum okey de ben ne kadar yapıyorum ??? Gözlemlerim sonucunda bir olgu yaratıyorum ve Role Play Game ( RPG) gibi onu içinde yaşayarak, sorgulayarak kendi değerlerimi çıkartıyorum. Ufaktan anlamaya çalışıyorum. Ama öyle şeyler var ki okuyarak, gözlemleyerek FELSEFESİNİ anlamak pek mümkün gözükmüyor. Yani onu bir yere kadar yapabiliyorsunuz. Önemli olan onu ''Yaşayıp Hissedebilmektir ! ''. diye düşünüyorum hayırlısı bakalım :)
Neden mi 8 Mart ?
1-) İlk başta eylemi 30 gün yapmayı planladım. Açıkçası gözüm hiç yemedi. 20 gün idealdir dedim.
2-) Üstteki maddeyle birleştirirsek 8'in üstüne 20 eklersek 28 Mart yani doğum günüme denk gelecek güzel bir denklem oluyor :)
3-) Kadınları biraz daha iyi anlayabilmek için. Gerçekten ! Anlayamadığım bir çok şey var belki bununla birlikte biraz üstesinden gelebilirim :)
Sanırım şimdilik bu kadar güncellemelerim devam edecektir.
Geri Dönüş
Bayağı bir süre boyunca ortadan kaybolmuştum, şimdi ise ufak bir geri dönüş yapıyorum. Yazılması gerekenler konuşulması gerekenler hepisi bayağı bir birikim oldu :) Bunları günler içerisinde yayınlayacağım. Pilal den tutun da bir çok şeye kadar değineceğim. Şahsi fikirlerimi sunacağım.
Veeee yakında görsel çalışmalara başlayacağım. Fotoğraf çekme yeteneğim 0 dan biraz fazla olduğundan her türlü olumsuz eleştiriye kapalı olacağım :) Bırakın da işimizi yapalım :P Sonra birileri gelip F.M.K vakası yaşattırabilir aman aman..
Veeee yakında görsel çalışmalara başlayacağım. Fotoğraf çekme yeteneğim 0 dan biraz fazla olduğundan her türlü olumsuz eleştiriye kapalı olacağım :) Bırakın da işimizi yapalım :P Sonra birileri gelip F.M.K vakası yaşattırabilir aman aman..
Friday, February 7, 2014
Sorulması Gerekenler-1
Bu bölümümde bunlar bunu nasıl öğrendi nereden biliyor gibi sorular soracağım. Yanıtlarını kendiniz verip çelişkiye düşebilirsiniz.
1.) Siteleri yasaklıyorsunuz güzel. Pek siz o siteleri nasıl buluyorsunuz ? İçeriğine bakıyor musunuz? Bakıyorsanız buna hangi psikolojiyle bakıyorsunuz ? Yani evliyseniz nasıl olacak ?
2.) Milletvekili gerçekten nedir ? Bizim seçtiğimiz adamlar mı yoksa partinin bizim önümüze sunduğu adamlar mı ?
3.) Daha kendi dilimizi adam akıllı konuşamazken nedir bu yabancı dil sevdası ? Düzeltilmesi gereken biz miyiz yoksa sistem mi ?
4.) Aileler neden çocuklarının geç saatte dışarıda olmasını istemez ? Yoksa onlar gençliklerini rahat yaşayamadı mı ? Hıı ?
5.) Neden mizah ?
6.) Televizyon izlerken neden bir şeyler yeriz ? Yani niye meyve yenir ? Neden mangal yapılmaz da çekirdek çitlenir ?
7.) Sitelere yasaklayan, pornoları bulan ekip bunları incelerken ereksiyon geçiriyor mu ? Geçiriyorsa günah falan olmuyor mu ? Onlara bişi yapılmıyor mu ? Daha çarpıcı olalım orada bağyan çalışıyor mu ?
8.) Babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi ? (reklam aldım parayı kırıyom xd)
9.) Türkiye'de metal müzik neden satanist müziğidir? Satanistlerin bir müziklerinin olmadığını biliyor muydunuz ? Yani Ezanları falan yok..
10.) Neden çok sık yalan söyleriz ?
Süreniz yaşayacağınız vakit kadardır. Yani koca bir ömürdür. Puanlama sistemine gelince her soru 10 puandır. Sınıfı geçme puanı 0'dır. Başarılar dilerim.
1.) Siteleri yasaklıyorsunuz güzel. Pek siz o siteleri nasıl buluyorsunuz ? İçeriğine bakıyor musunuz? Bakıyorsanız buna hangi psikolojiyle bakıyorsunuz ? Yani evliyseniz nasıl olacak ?
2.) Milletvekili gerçekten nedir ? Bizim seçtiğimiz adamlar mı yoksa partinin bizim önümüze sunduğu adamlar mı ?
3.) Daha kendi dilimizi adam akıllı konuşamazken nedir bu yabancı dil sevdası ? Düzeltilmesi gereken biz miyiz yoksa sistem mi ?
4.) Aileler neden çocuklarının geç saatte dışarıda olmasını istemez ? Yoksa onlar gençliklerini rahat yaşayamadı mı ? Hıı ?
5.) Neden mizah ?
6.) Televizyon izlerken neden bir şeyler yeriz ? Yani niye meyve yenir ? Neden mangal yapılmaz da çekirdek çitlenir ?
7.) Sitelere yasaklayan, pornoları bulan ekip bunları incelerken ereksiyon geçiriyor mu ? Geçiriyorsa günah falan olmuyor mu ? Onlara bişi yapılmıyor mu ? Daha çarpıcı olalım orada bağyan çalışıyor mu ?
8.) Babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi ? (reklam aldım parayı kırıyom xd)
9.) Türkiye'de metal müzik neden satanist müziğidir? Satanistlerin bir müziklerinin olmadığını biliyor muydunuz ? Yani Ezanları falan yok..
10.) Neden çok sık yalan söyleriz ?
Süreniz yaşayacağınız vakit kadardır. Yani koca bir ömürdür. Puanlama sistemine gelince her soru 10 puandır. Sınıfı geçme puanı 0'dır. Başarılar dilerim.
Ön Yargı 2
Güzel bir gece geçireceğimizi umuyorum. Şu an hava hafif soğuk ama ev sıcacık. Kıyafetlerimi çıkardığım gibi koltuğa attım. Annemin ya da babamın gelip beni azarlamasını bekliyorum. Çıkardığım eşofmanı bile yerden kaldırmadığım için bu gayet doğal bir şeymiş gibi gelebilir. Gelebilir diyorum ki siz acaba ''Gelemez mi lan'' deyin diye. Gelir efendim gelir.
İlk yazımızda (artık hangi ilk yazısıysa) ön yargı hakkındaki düşüncelerimi yazdım. Diğer yazılarım kadar pek uzun değil okuyabilirsiniz. Araya ufak bir süre koydum ve bu süre zarfında yazdıklarımı denemeye başladım. Genellikle doğru çıkıyor. Aynı zamanda bir kaç ortamda tartışma imkanım da oldu çok da iyi oldu.
Konuya geçmeden önce söyleyeyim bu yazıları yazmadan önce derin bir araştırma içerisine girmiyorum. İşin ne psikolojik ne para psikolojik ne de dolar psikolojik felsefik yönünü biliyorum. Sadece beynimi çalıştırıyorum, empati yapmaya çalışıyorum ve günlük yaşamda yani metrobüste, otobüste, trende, arabada, metroda, uçakta, deniz otobüsünde, takside gördüğüm insanların bir yansımasını birey olarak görüp, bu bireyin davranışlarını sizlere anlatıyorum.
Ön yargı için konuşmaya devam edersek, çözüm basit gibi duruyor.
Anahtar cümlelerimiz; Empati yapmak, Vaar olan eski düşüncemizi kenara bırakmak, Yeniliklere açık olmak, Karşındakini dinlemek
Bunları yaparsanız, ön yargınızı kırarsınız. Çok saçma olan düşüncelere değer verirseniz, onları benimserseniz, çıkış yolunu bulabilirsiniz. Her yazılan kelime ve düşünce değerlidir. Bunu felsefe olarak belirlemeniz gerekiyor. ''Abi bu çok saçma boşver'' dememek lazım. O saçma olan şeyin dibine kadar gireceksiniz, çözümleyeceksiniz ki bir yargı üretesiniz.
Geçmişte bir çok deneyim kazanıyoruz. Bu deneyimlerimizi de doğal olarak hayata uyguluyoruz. Hayatta darbe yememek için kullanıyoruz. Lakin bunu yaparken de yeniliklere kapatabiliyoruz. Farklı düşüncelere kapatabiliyoruz. Kendi yargılarımızı oluşturuyoruz. Bu yargılarımızı bir çok değerden üstün tutuyoruz. Yapmayın bunu... Bütün düşünceler özgürdür, serbestttir. En saçma düşüncelerin bile değeri vardır. O değeri ona verirseniz, sizinki de değerlenir... Esen kalın.
Yazımı kısa tuttum. Uzattıkça uzatılırdı da kısa olsun bizim olsun.
İlk yazımızda (artık hangi ilk yazısıysa) ön yargı hakkındaki düşüncelerimi yazdım. Diğer yazılarım kadar pek uzun değil okuyabilirsiniz. Araya ufak bir süre koydum ve bu süre zarfında yazdıklarımı denemeye başladım. Genellikle doğru çıkıyor. Aynı zamanda bir kaç ortamda tartışma imkanım da oldu çok da iyi oldu.
Konuya geçmeden önce söyleyeyim bu yazıları yazmadan önce derin bir araştırma içerisine girmiyorum. İşin ne psikolojik ne para psikolojik ne de dolar psikolojik felsefik yönünü biliyorum. Sadece beynimi çalıştırıyorum, empati yapmaya çalışıyorum ve günlük yaşamda yani metrobüste, otobüste, trende, arabada, metroda, uçakta, deniz otobüsünde, takside gördüğüm insanların bir yansımasını birey olarak görüp, bu bireyin davranışlarını sizlere anlatıyorum.
Ön yargı için konuşmaya devam edersek, çözüm basit gibi duruyor.
Anahtar cümlelerimiz; Empati yapmak, Vaar olan eski düşüncemizi kenara bırakmak, Yeniliklere açık olmak, Karşındakini dinlemek
Bunları yaparsanız, ön yargınızı kırarsınız. Çok saçma olan düşüncelere değer verirseniz, onları benimserseniz, çıkış yolunu bulabilirsiniz. Her yazılan kelime ve düşünce değerlidir. Bunu felsefe olarak belirlemeniz gerekiyor. ''Abi bu çok saçma boşver'' dememek lazım. O saçma olan şeyin dibine kadar gireceksiniz, çözümleyeceksiniz ki bir yargı üretesiniz.
Geçmişte bir çok deneyim kazanıyoruz. Bu deneyimlerimizi de doğal olarak hayata uyguluyoruz. Hayatta darbe yememek için kullanıyoruz. Lakin bunu yaparken de yeniliklere kapatabiliyoruz. Farklı düşüncelere kapatabiliyoruz. Kendi yargılarımızı oluşturuyoruz. Bu yargılarımızı bir çok değerden üstün tutuyoruz. Yapmayın bunu... Bütün düşünceler özgürdür, serbestttir. En saçma düşüncelerin bile değeri vardır. O değeri ona verirseniz, sizinki de değerlenir... Esen kalın.
Yazımı kısa tuttum. Uzattıkça uzatılırdı da kısa olsun bizim olsun.
Subscribe to:
Posts (Atom)


